Metin Karslı: 70 Li, 80 Li Yılların Liman Mevkii

31 Ekim 2017 Salı, 13:49

1968 yılında Tirebolu’dan sahil otoyolu geçtikten sonra birçok eski yapılar yola gitti. Han Kahvesi, eski iskele, kayık çekilen yerlerin bir kısmı, Sargana Yalısı felan.

Fakat Tirebolu halkının buluşma yeri olan, şehrimizin tam orta yerindeki limanımız ve çevresi  yine de o eski günlerini hatırlatıyor bizlere, denizciler olsun, esnaflar, sanatkarlar burada varlıklarını uzunca bir müddet daha sürdürdüler.

Besim Amca’nın bisiklet dükanı

O yıllarda biz çocukların en ilgisini çeken şey, tabii ki bisiklete binmek, her yeri özgürce gezmek, dolaşmaktı. Bisiklet alacak paramız, bisikletimiz yoktu ancak, Besim Amcamız vardı. Liman Mevkii’nde bugünkü İş Bankası’nın olduğu yerde Besim Amca’nın bisiklet tamiri yaptığı, kiraya verdiği bir dükkanı vardı. Oğlu Şükrü Abi ile beraber bu dükkanı çalıştırırlardı. Benimle yaşıt olan ikiz çocukları rahmetli Emin İbrahimoğlu kardeşim ile, iş adamı Ali İbrahimoğlu kardeşimiz de babalarına yardım ederlerdi.

Benim dayı oğlu Mahmut Şişik ile beraber boş zamanlarda buluşur, doğruca Besim Amca’nın bisiklet dükanına giderdik. Bizi gören Ali Kardeşimiz, bazen babası olmadığı zamanlarda:

-Ula Mamut! Al sen ha bu pisikleti, Metin! Sen de ha bunu al, bir saate kadar babam gelmeden pisikletleri sapasağlam isterim ha! Geç kalırsanız babamdan azar işitirim sonra! Derdi.

Mahmutl’a beraber bisiklete atladık mı, ver elini Körliman. Oradan geri dön, Kirse Burnu, Yılgın, Domaçlı altı. Saat kaç olmuş kimin haberi var. Yorgun bitkin limana döner, gizlice Ali kardeşe teslim ederdik bisikletleri.

Ekinci Nazım Amca’nın büfesi

İçkisydi, sigarasıydı Kiresin Pastasıydı ne ararsan vardı Nazım Amca’nın limandaki küçük büfesinde. Tekel maddeleri içkiler, sigaralar büfenin camekanında diziliydi. O zamanlar liman mevkii pek canlıydı. Bütün alemciler de oradaydı. Koskoca liman. Yosun, balık, iyot kokusu ve huzur.

Bir gece, büfeci Nazım Amca, canından usanmış. Adamın biri saat başı geliyor, Nazım Abi; Bi şişe daha! Ne olursun! Yarın verecem! Nazım Amca biliyor ki bu parayı alamayacak. Adamın elinden boş şişeyi alarak büfenin içinde buzdolabının arkasına geçiyor, sarhoşun şişesine sıcak sıcak sitrik asidi şişeye doldurduktan sonra;

-Al yeğenim! Bu da benden olsun. Para istemez. Daha yeni geldi. Biraz ılıktır. Afiyetle iç! Diyerek şişeyi uzatıyor. Ayyaş memnun, şişeyi boğazına dikiyor. Ooooh Diyerek sıcak sıcak içerek oradan uzaklaşıyor. Nazım Amca, zaten içki alıp parasını yazdıran, sonra da vermeyen bu sarhoş takımından bıkmıştı. Onlara Alucralı lehçesi ile sitemli sözleriyle:

-Ula yeğenim! Aliyirsin şüşiyi, vermiyirsin pariyi! Diyerek sitem ederdi.

Büfeci Mecit Abi

Liman Mevkiimizin çıntı pıntı, öte beri olarak en fazla çalışan büfesinin sahibi İsmilloo Mecit Öztürk Abimiz’in şimdiki İş Bankasının önündeki büfesi idi. Büfenin yanında büyük bir söğüt ağacı vardı. Büfenin arka tarafında Trabzonlu Hüseyin Değirmenci’nin mobilya atolyesi vardı. Bunun yanında soğuk demirci makascı Mustafa Usta ve oğlu Kamil’in dükanında soğuk demir ustalığından sonra ulaşım araçları yaygınlaşınca araba makasları tamiri, kaporta tamir ve kaynak işleri de yaparlardı. Bu dükanın yanında birahane, onun yanında da Orhan Karahan’ın karo taşı atolyesi vardı.

Mecit Öztürk

Mecit Abi’nin büfesi, aynı zamanda doğal köy ürünlerinin ilk defa gelip satıldığı bir mekandı. Özellikle armut çeşitlerinden olan kirez armudu, eğri sap armudu, karpuz armudu, baldıran armudu, kara kiraz ve laz armutları dalından koparılıp büfeye getirilirmiş.

Büfenin içersinde çikolata çeşitleri, Giresun pastası, Hassali şifa gazozu çok satılan ürünlerdenmiş. Mecit Abi’nin oğlu Osman, el arabası ile gazoz kasalarını alıp dükana getirirmiş. Evde köy yoğurdundan hazırladıkları yayık ayranı şişelere doldurup büfede satarlarmış.

Yaz mevsimi ilk incirler satılmak için Bada, Özlü Köylerinden büfeye gelirmiş. Özellikle Almancılar olsun, Ulusoy yazıhanesinden otobüsle İstanbul’a gidecek yolcular olsun, bu meyvelerden bol miktarda sipariş verirlermiş.

Çaycı Olgun, Simsar Mustafa Say, Köfteci Nazmi Ekiz ve Büfeci Mecit Öztürk. Arkada Kaya Çakoğlu

Yukarıdaki resimde yan yana dizilmiş işyeri sahiplerinin çektirdikleri bu fotoğraf karesi bizleri ta o günlere götürdü sanki.

Zafer Taksi

Eski liman mevkiimizde hizmetine başlayan Zafer Taksinin kurucu önderi, Tirebolu eşrafından Lazoğlu Ahmet Sezer’dir. Ahmet ve eşi Sabiha Sezer, Almanya’da ikamet ederlerken dünyaya getirdikleri oğulları Zafer’in adını bu taksi durağına veriyor. O yıllarda kazanılan Kıbrıs Zaferinden esinlenerek bu ismi çocuklarına vermişler.

Sezer Ailesi, Almanya’dan Tirebolu’ya kesin dönüş yapınca, Ahmet Amca, Tirebolu’da bir taksi durağı ihtiyacı olduğunu anlar. O’nun önderliğinde Orhan, Asım Karahasanoğlu, Hilmi Domaç, Jo Mustafa Abilerle beraber Zafer Taksi kurulur.

Rahmetli Ahmet ve Sabiha Sezer

Lazoo Ahmet Sezer Amca, Tirebolu’nun ilk taşımacı esnaflarındandır. Taksi durağı yanı sıra nakliyeci esnafı olarak hayatını sürdürmüştür. Tirebolu’nun renkli simalarındandır. Paralı parasız herkesin yardımına koşan iyi bir şoför esnafımız idi. Allah rahmet eylesin.

1930 doğumlu  Sabiha Durmuşoğlu Sezer. Ayana Dağı’ndaki çan ve top

Ahmet Amca’nın eşi Eşi Sabiha Teyzemiz, mahallemiz’in meşhur bayan terzilerinden bir tanesiydi. Rahmetli Sabiha Teyzemiz’in Ayana Dağı’ndaki top ve çanın yanında gençlik resmine rastladık. Resim çok silik olsa da, nostaljimize güzel bir değer kattı. Bu bilgiler ve resimler için Sezer Ailesinin fertlerine Yıldıray, İbrahim, Zafer’e ve diğer kardeşlerine teşekkürlerimizi sunarız.

Çakıcı Avni Dayının oto lastik dükanı

Çakıcı Avni Dayı’nın lastik dükanı, bugünkü liman başkanlığının karşısında idi. Hemen dükanın önünden geçip Harşıt Sineması’na girilirdi. Çakıcı’nın dükanı, kış aylarında, hamsi zamanlarında kapısında mangal yakılır, ızgara hamsi yerlerdi. Yoldan geçen herkes bu ziyafete eşlik ederdi. Çilingir sofrası muabbetleri meşhurdu. Nefis ızgara kokuları taa Çarşı Mahallesi’ne kadar yayılırdı.

Avni Amca’nın lastik dükanının kapısında içi su dolu bir küvet vardı. Patlamış şambiyellere hava basıp bu küvetin içine daldırıp, patlak yerini bulurdu. Avni Amca, müşterilerine hitap ederken sözcüklerini özenle seçerdi. “azizim! buyursunlar” , “berhudar olunuz efendim” şeklinde kibar cümleler kullanırdı.

Çakıcı dayıdan sonra baba mesleğini oğlu Ahmet devam ettirdi. Birkaç ay öncesi Ahmet te rahmetlik oldu ve bir gelenek böylece sona erdi. İkisine de Allah rahmet eylesin.

Eski balıkhane, limanın sağ tarafındaydı. Şimdiki yerinin tam karşısında. Bir tarafında Mustafa Say, diğer ucunda Toramanın Emin Dayı, yanında Puçuklu Semti’nde oturan balıkçı Talip Kır, Hüseyin Kır’ın çalıştırdıkları balık dükanı  ve diğer balıkçı esnafları vardı. Limana gelen kayıklar, balıkhanenin önüne yanaşırlar, kasalarla balıklar orada tartılıp dükandaki tezgahlara konurdu. Bu balıkhanenin üst kısmında videoda film izlenen, futbol karşılaşmaları izlenen bar tipinde bir mekan vardı. Burasını da Harun Aslan ve (Balık) Adnan Elevli çalıştırırdı.

80 li yıllar. Amcam Hasan Karslı.

Balıkhaneye varmadan araba yolunun kenarında rahmetli Şaban Fak’ın Abi’nin lokantası vardı. Özellikle deniz adamları, taksi, münibüs şoförlerinin karın doyurdukları bir yerdi bu lokanta. Giresun’a, Espiye’ye ve o istikamete giden yolcular da uğrarlardı. Rahmetli Şaban Fak Abi’nin lokantasında bir çok iyi aşçılar yetişti. Mesleğine verdiği önem ve müşterilerine gösterdiği itina ile örnek bir insandı rahmetli Şaban Abimiz.

Denizden balıktan gelenlerin, civar köylerden Yılgından, Domaçlı’dan gelen halkın dolmuştan inip  çay içmek, sohbet etmek için uğradıkları bir diğer mekan da Tahsin Özüpek’in kahvehanesi idi. Şimdi Tahsin Abi, kahvehaneyi kapattı, oğlu Ahmet, burada ziraat makineleri satmakta.

Onların hemen yanı başında Habiboğlu Nazmi Amca’nın fındık fabrikası vardı. Nazmi Amca’nın yanına vaktiyle Tirebolu’da yaşamış, mübadeleden sonra Yunanistan’a, Avrupa’nın çeşitli ülkelerine yerleşmiş olan Tirebolulu insanların çocukları, torunları gelirdi. Nazmi Amca, onlarla ilgilenir, gezdirir, hiç üşenmezdi. Bu yönüyle Tirebolu’nun turizm elçisi gibiydi o zamanlar.

Bahçeden odun, fındık taşınacağı zaman, fabrikadan fındık kabuğu aldığımızda nakliye aracı bulmak için uğradığımız yerdi liman mevkii. Çakoğlu Kayhan Amca, Ali Şükrü Amca, Kadıo Adnan Abiler, kamyonetlerini buraya yan yana çekerler, yükleri taşırlardı. Özellikle fındık mevsiminde limanda araba bulmak zor olurdu. Fındık işçileri ve çuvallar dolusu fındıklar bu kamyonetlerle taşınırdı. Bu yıl ebediyete uğurladığımız Hacı Bilal Amca’nın minibüsünde Espiye’ye ve köy altına kadar giderdik.

Yarım asır önceki liman mevkiimiz, zamanın acımasız değişiminden nasibini aldı. O zamandaki esnaflar birer birer göçüp gittiler sonsuzluğa. Yerlerine yeni dükkanlar, iş yerleri açılsa da, o zamanlar bir başkaydı. Gidenlere rahmet, kalan büyüklerimize de sağlıklı ömürler.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir