Tirebolum Haber | Giresun | Tirebolu Haber
17 Nisan 2018
0 YORUM
799 OKUNMA

Metin Karslı: Ura! Çok Özledim Sizi Uşaklar…

İnsan gısmısı büyüdükçe güççülüyo sankime. Aklım bazannık dalıp gidiyu köyümüzdeki havu eski cımbışlı günlerimize. Her sabah uyanırdık güllüğünen tutuşmuş yaykın odununun, guzinenin borusundan çıkardığı mayfoş dumanın kokusu ile.

Hele bir sabah erkenden başlayan çakal yağmurunun çinkoyu deler gibi saçaklardan boşalırken en tatlı rüyalarımızın içersine.

Sabahleyin kalkıp obuzun serin suyunu avuçlayıp  yüzümüzü yıkayıp guzinenin yanına sokulunca, bakır ibrikte kaynayan suyun hozurtusunu dinlemek. Sonra bir demlik çay demleyip, ateşteki sacın üzerinde Feride Anam’ın kuzinesinde pişirdiği kabarmış ekmeğinin üzerine yayıkta yeni yayılmış tereyağını tahta kaşığınan çarpıştırıp bir güzel yemek.

Özlenmez mi bütün bunlar..Tavandaki demir halkaya ip ile asılan tahta yayığın içindeki yoğurdun gidip geldikçe çıkardığı cark, curk sesleri. Hele bir de köyün değirmeninde taze öğütülmüş fırın darısı unundan yapılmış sac ekmeği ile bir tas yoğurdu karıştırıp yemeyi.

Evin aşağısındaki pirinç armudunun olmuşlarının yere düşerlerken dallara çarparak çıkardığı pat pat sesleri. Dut ağacını silkeleyip örtüye düşen dutların bıraktığı ballı izlerini, zıbıcı ile beraber topladığımız reçellik olgun Horasan incirlerini gıdığın içine doldurup, kimse görmesin diye ağzını güllük otu ile örtmemizi.

Bir Haziran günü ağacına çıkıp hepsini yediğimiz bal gibi kara kiraz ziyafetinden sonra karnımızda oluşan şiddetli bir sancı ile hemen ağaçtan inip en yakın üğümün dibine çömerek bir OH! Diyerek içimizi döküp rahatladığımız anları.

Koyu yeşil yaprakları arasından kara elmas gibi parlayan taflan meyvelerini yedikten sonra taflan ağacında uyuya kalan Selahattin Abimiz’i ertesi sabah derin uykusunda rastlayıp ağaçtan aşağı indirdiğimiz günleri.

Çubuğun ucuna takıp karşıya fırlattığımız şeker elmalarını, idil elmasının iki tanesinden yaptığımız tekerli araba ile bütün köyü dolaştığımızı, cevizden, sivri fındıktan yapıp dönderdiğimiz fırıldakları. Elimizle yakalayıp arkasına süpürge otu takarak uçurduğumuz kocaman güvenek sineklerini. Öğlen vakti sıcaklar bastırınca ağaçların dallarındaki cır cır böceklerinin bozuk kemençe gibi çıkardığı sesleri.

Akşam olunca yeşil çekirgelerin ocaklık başında bürr.. bürr diyerek bizlere ninniler söyleyişini. Her akşam yaylımdan dönen kınalı ineğin bizi gördüğünde sevinçle Muu’layıp boynuna asılı keleğinin çıkardığı dangır dungur sesini. Geceleyin çakalların karanlığı yırtan ürpertici uluma seslerini.

Mümkün değil unutmak bu yaşadığımız duru, saf, güzel günleri.. Ancak şimdi köyler ıssız ve sessiz. Feride Anam’ın İbrahim gardaş olmadan ötmem diyor Ağustos böcekleri. Mehmet Dayım olmadan yere düşmem diyor pirinç armutları. Alaattin, Selahattin Abim olmadan tütmüyor kuzinede yanan odunun kokusu.

Yani sizler olmadan buraların ne tadı var ne de tuzu. Sizinle güzelmiş bu toprağın kokusu. Hep beraber yine bir gün bu güzel anıları yaşayabilmek dileklerimle..

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Copyright © 2016