Metin Karslı:Kirkor Efendi’nin Geç Kalan Nüfus Belgesi

08 Aralık 2017 Cuma, 09:18

KİRKOR  EFENDİ’ NİN GEÇ KALAN NÜFUS BELGESİ

Çok eski yaşanmışlıklara, kültürlere ev sahipiği yapmış olan Tirebolumuz’da vaktiyle Selimağa Yokuşu’nun aşağısında Kürdoğlu Rasim Efendi’nin çapula (ayakkabı) dükkanı varmış. Bu dükkanın yanında da Kirkor Kapıcıyan adında bir esnaf varmış. Kirkor efendi’nin burada bir nalbur dükkanı varmış. O zamanlarda Tirebolu halkının nalburiye ihtiacı olan malzemeleri nal, çivi, kerpeten, çekiç vs. gibi gereçleri bu dükkandan temin ederlermiş.

Kirkor Efendi, dükkanında sattığı İngiliz anahtarı, kerpeten gibi bir kısım sanayi mallarını Avrupa Ülkelerinden bağlantılı olarak gemi ile getirtip dükkanında satarmış.

Kirkor Efendi, tam Tirebolu aşığı bir adammış. Selimağa Yokuşu’ndan inip çıkan herkes, O’nun yanına uğrar, bir bardak çayını içer, hal hatır eder öyle giderlermiş. En yakın dostlarından birisi de esnaf komşusu Kürdoğlu Rasim Efendi imiş. Hemen her gün bu iki dost bir araya gelirler, oturup sohbet ederler, gürül gürül akan Selimağa Çeşmesi’ nden su içip çay demlerlermiş.

Tarihler 1915 li yıllara yaklaştığı zamanlar imiş. Tirebolu’ ya göç ile gelen halkın sayısı artmaya başlar iken, Tirebolu’ da yaşayan gayrimüslimler de yavaş yavaş İstanbul’a, Avrupa’ya doğru bir bir göç etmeye başlamışlar.

Ancak, Kirkor Efendi, Tirebolu’ dan hiç ayrılmak istemezmiş. Rasim Ağa ile her buluşup konuştuklarında ömrünün büyük bir kısmını  geçirdiği bu yerlerde yaşlanıp, burada ölmek istediğini, Tirebolu’ daki dostlarından ayrılamayacağını söylermiş. Selimağa Yokuşu, buraların suyu, havası, denizi, kumu, arkasındaki Ayana Dağı’nın gölgesini düşündükçe gözleri dolarmış. Her seferinde türk vatandaşlığına geçmek istediğini, müslüman olmak istediğini söylermiş.

-Acep olabilir mi?

Beni de türk vatandaşlığına kabul ederler mi? Diye umutlanır. Ertesi gün, komşusu Rasim Efendi ile beraberce Tirebolu Hükümet Konağı’na giderler, vatandaşlığa kabul dilekçesini sunarlar ve umutla beklemeye başlar. Günler, aylar geçer, fakat bir türlü beklenen evrakı gelmez Kirkor Efendi’nin..

Hatta her hafta İstanbul’dan gelen posta vapuru’nu gözler, hükümet binasına koşar, gelen evraklar içersinde vatandaşlık evrakının olup olmadığını sorarmış yetkililere. Ancak her seferinde öyle bir evrakın olmadığını öğrenince umutları tükenirmiş.

-Demek ki vatandaşlığım kabul edilmedi! Ne yapayım artık! Bana da gitmek yolu göründü diyerek gözleri dolar, Rasim Ağa’ya bu kararını söyler. Rasim Ağa, komşusunun almış olduğu bu ayrılık kararı karşısında üzgün, çaresiz, hiçbir şey diyemez.

Kirkor Efendi, dükkanının kepenklerini indirir, yanına alacağı birkaç parça kıymetli eşyasını hazır eder, kasabadaki tüm dostları ile vedalaşır, öğleden sonra Trabzon’ dan gelecek motorun yolunu gözlemeye başlar.

Yanında komşusu, can dostu Rasim Ağa ile arada birbirlerine sarılırlar

Rasim Ağa:-Hiç olmazsa bugün  gelecek olan posta vapurunu da bekleseydik!

Bakarsın bu sefer gelmiş olurdu evrakların. Umutları tamamen tükenmiş olan Kirkor Efendi, umutsuzca gülümser.

Yok! Der. Gelseydi çoktan gelirdi bu güne kadar.-Ancak üzülme Rasim Aga! Ben giderken senin sevgini, dostluğunu, kardeşliğini de yanımda götüreceğim. Sizleri hiç unutmayacağım. Tekrar kucaklaşırlar. Biraz  sonra yolcu motoru limana girer, Giresun’a gidecek olan yolcuları alıp tekrar denize açılır. İki kafadarın hüzünlü göz yaşları Karadeniz’in köpüklü sularına karışır.

Birbirlerini çok seven bu iki dost ayrılmıştır artık. Ömürleri boyunca unutamayacakları hatıraları yüreklerinde saklayarak..O gün vakit ikindiye  yanaşmış, Rasim Ağa, Selimağa Yokuşu’nu çıkarken hüzünlü gözleriyle bir kez daha bakmış Kirkor Efendi’nin nalbur dükkanının kapalı kepenklerine.        Üzgün, çaresiz evinin yolunu tutmuş. Eve geleli henüz bir saat olmuş, kapının sanki kırılırcasına çalındığını duyunca irkilmiş. Kapıyı açmş, karşısında postacı, elinde bir evrak, Kirkor Efendi’yi aradığını söyler. -Rasim Amca! Kirkor Efendi nerede?

Beklediği evrak geldi. O’nu hükümetten çağırıyorlar.

Sonunda Kirkor Efendi’nin vatandaşlığı onaylanmış, evrakları gelmiştir. Rasim Ağa’nın içine yeniden bir umut ışığı doğar. Ancak, Kirkor Efendi, bir saat önce İstanbul’a gidecek olan Gürcemal Vapuru’na binmek üzere Tirebolu’dan ayrılmıştır. Giresun’a gidip, vapur kalkmadan yakalamak acaba mümkün müydü? -Yolcu motoru şu anda henüz ZEFRE Burnu’nu yeni aşmıştır. Acaba bir kayık ile yelken takıp asılsak küreklere, vapur kalkmadan Giresun’a varabilir miyiz? Diye bir fikir gelir aklına. Rasim Efendi, yanına 16 yaşındaki oğlu Ahmet’i alır. Hemen limana inerler, bir kayıkçı bulurlar. Vakit geçirmeden kayıkçı ile beraber yelkenleri şişirir, bir yandan da asılırlar küreklere.. -Yissa bakalım uşaklar! Yissa heya helessa! Hiç durmadan asılırlar küreklere.

Akşamın yaklaşması ile doğudan gündüz kuvvetli esen poyraz rüzgarının gücü de azalmaktadır. Gündüzki poyraz olsaydı, yelkenliyi bir saate Giresun’a atardı. Yine de biricik komşusuna kavuşabilme umuduyla asılırlar küreklere. Aradan yarım saat geçmiş, durmadan küreklere asılmışlar, ZEFRE Burnu’nu dönmüşler. Ancak umutlar iyice azalmıştır. Akşamın bozaltısı iyice bastırmış, poyrazın kesilmesiyle kayığın yelkenleri de aşağıya inmiştir.

Rasim Ağa, alnından şıpır şıpır akan terleri siler, karşısına bakar. Giresun’da sokak lambalarının kızarık ışıkları fark edilmeye başlamıştır. Ah! Şu poyraz bir devam etseydi. Acaba vapur kalktı mı? Diye sorarken kendi kendine, Gedikkaya’nın deniz ile birleştiği yerde simsiyah, yoğun bir duman bulutunu fark eder. Birkaç dakika sonra da içersinde Kirkor Efendi’nin de bulunduğu Gürcemal Vapuru’nun simsiyah gövdesi limandan çıkarak yönünü İstanbul’a doğru çevirmiştir.

Yetişememiştir..Kürek çekmekten bitkin düşmüş vucudu ile kayığın baş tarafına çökerek bir müddet öylece kalır. Komşusunu alıp çok uzaklara götürecek olan vapurun arkasından bir müddet bakar. Ağlamaktan düğümlenen boğazından zar zor birkaç cümle daha mırıldanır: -“Ne olurdu be more! Bir saat daha bekleseydin  be ya! bir saat daha!.

 

 

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir